Alan AdıHostingSEO Web TasarımYazılımlarKampanyaRehberİçerik Gönder

 
 

ÜRÜNLER Ana Kategoriler  - Önceki Sayfa
Deprem
Emlak
Firma Rehberi
Haberler
Hayvanlar Alemi
Kampanyalar
Makaleler
Mobil İletişim
Sağlık
Web Hizmetleri
<---- Ana Ketegorilere Geri Dön

En Çok Ziyaret Edilen konular
Karaciğer Yağlanması (Hepatosteatoz) ( 17737 )
Makattan Kan Gelmesi (Rektal Kanama) ( 6948 )
Sindirim Sisteminde Gaz ( 3843 )
Karaciğer Sirozu ( 2875 )
Safra Kesesi Taşları ( 2423 )
Uygarlık Aşamaları ( 2412 )
E- Okul Yönetim Yazılımı ( 2238 )
İnternet Şakaları ( 1603 )
Web Sayfası Düzenleme - Web Designer 6.0 KOBİ PRO ( 1292 )
ERCP ( 1228 )
E - Yazılımlar ( 1119 )
Gecekondu Sarmalındaki, Bu Şehri İstanbul'da ( 1101 )
Pali Mobilya ve Mutfak Dolapları ( 1043 )
Alan Adı Sorgulama ( 1041 )
Web Sitesi yapma ve Yönetim Yazılımları ( 984 )
Hosting ( 971 )
Gebelikte Gastrointestinal Sistem Hastalıkları ( 962 )
E- Reklam ( 954 )
Sindirim Sistemi Anatomisi ( 823 )
EYY emlak yönetim yazılımı ( 791 )
CD Tasarımı ve Multimedia Çözümleri ( 782 )
İrritabl Barsak Sendromu ( 781 )
Pankreatit ( 778 )
Referanslarımız ( 764 )
Alan Adı İçin Gerekli Belgeler ( 746 )
Alternatif web hizmetleri ve çözümleri ( 743 )
Sistemik hastalıklarda görülebilen gastrointestinal bulgular ( 724 )
Network Hizmetleri ( 718 )
Barrett Özefagusu ve Yemek Borusu (Özefagus) Kanseri ( 713 )
İletişim ( 663 )

Gastroözofagial Reflü Hastalığı
[ Geri ]

GASTROÖZOFAGİAL  REFLÜ  HASTALIĞI 
 
Prof.Dr.Ahmet Dobrucalı
  
Gastroözofagial reflü (GÖR) mide içeriğinin spontan olarak özefagusa (yemek borusuna)kaçmasıdır. GÖR aslında fizyolojik bir olay olmakla birlikte semptomatik olduğunda ve  özefagusda doku hasarına yol açtığında gastroözofagial reflü  hastalığı olarak adlandırılır (GÖRH).  GÖRH,  sık olarak görülmesi, kronik bir hastalık olması  ve Barrett özefagusu ve adenokarsinom gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilmesi nedeniyle güncel gastroenterolojinin önemli konularından biridir.                                                   
 
Gastroözofagial reflü  (GÖR) mide içeriğinin özefagusa  geri kaçmasıdır. Aslında GÖR    özellikle yemek sonrasındaki dönemlerde ve uykunun REM fazında (rapid eye movement) olmak üzere gün içinde 10-45 kez kadar olabilen fizyolojik bir olaydır. Fizyolojik GÖR kısa sürdüğünden dolayı farkına varılmaz veya hafif semptomlar oluşturabilir. Ancak GÖR gün içinde sık aralıklarla tekrarladığında, uzun sürdüğünde  ve özellikle uyku sırasında  oluştuğunda artık patolojik GÖR sözkonusudur ki bu tablo  genellikle özefagus mukozasında  değişik derecelerde olabilen hasarlanma ve çeşitli semptomlarla birliktedir. Bu durumda gastroözofagial reflü hastalığından (GÖRH) bahsedilir. Özefagusda endoskopik ve/veya histopatolojik yöntemlerle saptanabilen bir hasarlanmanın varlığı ise reflü özofajiti olarak adlandırılır.
  
EPİDEMİYOLOJİ
 
GÖRH oldukça sık görülen bir hastalık olmasına rağmen (Toplumun yaklaşık %20 si) hastaların çoğu basit diyet değişiklikleriyle veya antasitlerle sağladıkları geçici semptomatik düzelme veya spontan iyileşme nedeniyle hekime müracaat etmezler. Bu nedenle klasik kitaplarda GÖRH nın toplumdaki yeri bir buzdağına benzetilmiştir. Kronik ve sık nükseden vakalar genellikle gastroenterologlar tarafından görülürken daha az semptomatik olan vakalar genellikle pratisyen hekimlerce izlenmekte, hafif  semptomları olanlarsa hekime müracaat etmemektedir. GÖRH nın en tipik bulgusu olan  retrostrenal yanma hissinin  (Heartburn) toplumdaki  sıklığı oldukça yüksektir. Batı ülkelerinde insanların %40 ının yılda en az bir kez, %25 inin ayda en az birkez %10 nunun haftada en az bir kez, % 5 ninde her gün heartburn tanımladıkları saptanmıştır.  Heartburn sıklığı coğrafi bölgelere göre değişiklik gösterir, Avrupa ve kuzey Amerikada daha sık rastlanmaktadır.Gebe kadınlarda  özellikle 2 ve 3. trimestrde sık görülür. GÖRH kadın ve erkeklerde eşit sıklıkta görülmesine rağmen GÖRH nın bir komplikasyonu olan Barrett metaplazisi erkeklerde daha sık görülmektedir. GÖRH nın sıklığı ve komplikasyonlarının görülme oranı ve şiddeti yaşlanma ile artmaktadır. Herhangi bir sebepten dolayı üst gastrointestinal sistem (ÜGİS) endoskopisi yapılan insanlarda özofajite rastlanma oranı %2-5 arasındadır. Gerçekte GÖRH semptomları ile endoskopik bulgular arasında güçlü bir korelasyon yoktur. Semptomatik GÖR hastalarının ancak yarıdan az bir kısmında (%30-40) endoskopide özofajit bulgularına rastlanmaktadır.
 

 
 
 FİZYOPATOLOJİ
 
Bugünkü bilgilerimize göre GÖRH nın patogenezinde birden fazla faktör rol oynamaktadır. Patolojik gastroözofagial reflünün meydana gelmesinden reflüye karşı koruyucu ve reflüyü kolaylaştırıcı mekanizmalar arasındaki dengenin bozulması  sorumlu tutulur.
 
Alt  özefagus  sfinkteri:
İnsanlarda alt özefagusda  sfinkteri (AÖS) olarak tanımlanabilecek bir anatomik yapı gösterilememesine rağmen kardiyoözofagial bileşke seviyesinde  manometrik olarak gösterilmiş bir yüksek basınç  alanı mevcuttur.  AÖS normal insanlarda  ortalama 15-40mmHg lik bir istirahat basıncına sahiptir. Yutkunma ile birlikte sfinkter basıncı  gıdaların özefagusdan mideye geçişini sağlamak amacıyla düşer ve 1-6 sn. kadar düşük kaldıktan sonra tekrar istirahat basıncına ulaşır. AÖS basıncı nörojenik, miyojenik ve humoral mekanizmaların  kontrolü altındadır.  Yağlı yiyecekler,sigara,bazı ilaçlar (kalsiyum kanal blokerleri, nitratlar ve antikolinerjikler ) sfinkter basıncını düşürürler. Normalde AÖS basıncı diurnal bir ritm gösterir, geceleri uyku sırasında basınç daha yüksek yemek sonrasında  daha düşüktür. Fizyolojik reflü gün içinde ve özellikle postprandial peryodda olurken nokturnal reflü görülmez. GÖR hastalarının %60-70 inde  noktürnal reflü bulunur. AÖS nin istirahat basıncının düşüklüğü  ile  özofajitin şiddeti arasında doğru bir orantı olduğu gösterilmiştir. AÖS basıncı 10mmHg nin altında olanlarda reflü sıklığı artarken basıncın 5mmHg altına düşmesi hemen her zaman gastroözofagial reflü ile birliktedir.  AÖS basıncının genelde çok düşük olduğu sklerodermada özofajit görülme sıklığı artmıştır. AÖS bir yutkunma hareketi olmadan da özellikle yemek sonrası dönemde (postprandial peryod) ve uykunun REM fazında  olmak üzere kısa süreli  olarak (genellikle <5dk) gevşeyebilir. Normal insanlarda gün içinde saatte 1-4 kez kadar olabilen bu olay (ortalama 50-60 / 24 saat) AÖS nin geçici gevşemeleri olarak adlandırılır ve normal insanlardaki fizyolojik reflünün hemen tamamından sorumludur (Transient lower esophageal sphincter relaxation-TLESR).  Bunun dışında  AÖS postprandial peryod dışında günün diğer vakitlerinde ve uykunun REM fazı dışındaki  diğer dönemlerinde de gevşeyebilir ki bu durum  AÖS nin uygun olmayan geçici gevşemeleri olarak adlandırılır ve GÖRH daki patolojik reflüden daha çok bu mekanizmanın sorumlu olduğu kabul edilmektedir (Inappropriate transient lower esophageal sphincter relaxation- ITLESR). Bu konudaki bilgiler özellikle ambulatuar manometri tekniklerinin uygulanmaya başlanmasından sonra artmıştır.
TLESR oluşumunu tetikleyen mekanizma tam olarak bilinmemekle birikte  kardianın gerilmesi ile uyarılan  mekanoreseptörlerin ve kolesistokinin, nitrikoksit  VİP (vazoaktif intestinal peptit) gibi nonadrenerjik ve nonkolinerjik mediatörlerin  rol oynadığı düşünülmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda GABA-ß (Gamma-aminobütirik asit-beta) reseptörlerinin önemli rol oynadığı gösterilmiştir. Bir GABA antagonisti olan Baclofen (Lioresal) nin postprandial (yemek sonrası) TLESR ve reflü epizodu sayısını %40 ve özefagusun aside maruz kalma süresini %46  oranında azalttığı gösterilmiştir. Normal insanlarda ve GÖRH da gastroözofagial reflü aşağıda belirtilen üç değişik mekanizmadan biri ile oluşur;
 
1- AÖS nin geçici gevşemeleri ile birlikte olan spontan reflü  (Bkz. TLESR ve ITLESR)
2- Karın içi basıncın artmasına bağlı reflü (Karın duvarı kaslarının kasılması, gebelik, ascit vb.)
3- Düşük sfinkter basıncı nedeniyle oluşan serbest reflü (Hipotonik sfinkter veya sklerodermada olduğu gibi AÖS basıncı düşük olan hastalarda  karın içi basıncın arttığı zamanlarda, postür değişikliklerinde veya spontan olarak  gastroözofagial reflü oluşabilir.
 
Diafram  ve hiatus hernisi:
 Sağ diafram crusu  AÖS nin üst yarısını bir halka şeklinde  çevreleyerek adeta bir eksternal sfinkter gibi rol oynar. Kayar tipte (sliding) hiatal  herni varlığında  diaframın bu fonksiyonu kaybolur. Hiatal herni varlığı her zaman GÖR ile birlikte değildir ancak hiatal herni ile birlikte olan GÖRH genelde daha şiddetli seyreder.GÖR hastalarının yaklaşık yarısında kayan tipte hiatus hernisi  bulunurken hiatus hernisi olanların ancak 1/3 inde GÖR saptanmaktadır. Bunun dışında özefagusun mide ile oblik bir eksende birleşmesi (His açısı), özefagus ve midenin birleşme bölgesindeki mukozal kıvrımları, alt özefagus sfinkterinin uzunluğu ve özefagusun karıniçi basınca  maruz kalan  intraabdominal segmentinin uzunluğu alt özefagus sfinkterine katkıda bulunan diğer mekanik faktörlerdir. Son  yıllarda yapılan çalıimalarda hiatus hernisi olanlarda distal özefagusta peristaltik aktivitenin  zayıfladığı, asit klirensinin azaldığı  ve TLESR sıklığının arttığı gösterilmiştir.
 


Özefagus ve midenin  birleşme bölgesi ve özefagusun anatomisi 
 
Özofagial  klirens:
GÖRH da mukozal hasarlanmanın şiddeti reflü materyalinin içeriğine ve özefagus mukozası ile temas süresine bağlıdır. Özofagial klirens mekanizmaları özefagus mukozasının reflü materyaline maruz kalma süresinin kısalmasını sağlar. Sağlıklı bir insanda bir reflü atağından sonra özefagusa kaçan reflü materyalinin klirensi 3-5 dk. lık bir sürede tamamlanır. Özefagusun primer ve sekonder peristaltizmi, yutulan tükürük, özefagusdaki submukozal glandların  bikarbonattan zengin sekresyonları ve yer çekimi özefagial klirensi sağlayan başlıca mekanizmalardır. Sekonder peristaltizm özellikle gece uyku sırasındaki klirensi sağlaması bakımından önemlidir.Özofajitin şiddeti ile özefagusdaki peristaltik aktivitenin zayıflığı  arasında pozitif bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Gastroözofagial reflü hastalarında ‘İnefektif özefagus’ olarak adlandırılan ve özefagusdaki peristaltik dalga amplitüdünün 30mmHg nın altında olduğu bir çeşit  özefagus motor fonksiyon bozukluğu tanımlanmıştır. Bu bozukluğun altta yatan sebep mi olduğu yoksa özofajite sekonder mi geliştiği henüz tam  olarak bilinmemektedir. Tükrük hem içindeki yüksek miktardaki bikarbonat sayesinde özefagusa kaçan asidi nötralize etmekte hem de içerdiği epidermal büyüme faktörü (EGF -Epidermal Growth Factor) nedeniyle  epitel rejenerasyonunu hızlandırmaktadır.
 
Mukoza  direnci:
Özefagus mukozası hem yapısal hem de fonksiyonel özellikleriyle reflüye karşı direnç gösterir ve bu direnç mekanizmaları preepitelial, epitelial ve postepitelial olmak üzere üç ana gurupta incelenebilir. Yapısal bir engel oluşturan  epitel yüzeyindeki mukus-bikarbonat-su  tabakası, hücre mebranı ve hücreler arasındaki sıkı  bileşkeler (zonula okludens-zonula adherens) preepitalial defans mekanizmaları olup  H + iyonlarının intersellüler aralığa difüzyonuna engel olmak suretiyle etki gösterirler. Özefagusdaki preepitelyal defans mide ve duodenumda olduğundan çok daha zayıftır. Preepitelyal  defansın   özefagusta   zayıf  oluşu  luminal  asiditenin  direkt  olarak  yüzey  epiteline  ulaşması demektir ki  bu da  peptik ülserli hastaların aksine GÖRH da tedaviye yanıt almak için mide asit sekresyonunu baskılayan ilaçların neden daha yüksek dozda ve daha sık aralıklarla alınması gerektiğini bir  ölçüde  açıklayabilir. Hücre içi ve hücre dışındaki tampon sistemleri (proteinler,HCO3,PO4-3, karbonik anhidraz enzimi) ve H+ iyonunun hücre dışına atılmasını sağlayan  iyon değiştirici sistemler (bazolateral membran Na+/H+ ve  Na a bağımlı Cl-/HCO3 pompası) ve  epitel regenerasyonu  gibi özellikler  epitelial savunma sistemleridir. Mukoza için gerekli olan oksijen, HCO3 ve diğer maddelerin mukozaya ulaşmasını ve  H+, CO2 ve  metabolik artıkların mukozadan uzaklaştırılmasını sağlayan mukoza kan akımımı ise postepitelyal defans sistemini oluşturur (Şekil-3). Sigara, alkol, çok sıcak içecekler, yüksek oranda tuz ve baharat içeren hipertonik gıdalar  ve tetrasiklin,doksisiklin ,C vitamini, bifosfonatlar (alendronate) ve KCl gibi ilaçlar özefagus mukozasının aside direncini azaltabilirler.
 
Mide boşalım hızı:
Teorik olarak, gecikmiş mide boşalımının reflüyü artırabileceği düşünülebilir. Artan gastrik volüm TLESR sıklığını ve gastroözofagial basınç farkını artırarak gastroözofagial reflüyü artırabilir. Bazı çalışmalarda, GÖR hastalarının yaklaşık 1/3 inde  katı maddelerin mideden boşalımında gecikme olduğu saptanmışsa da bu konu halen tam olarak açığa kavuşmamıştır. Mide boşalımı belirgin olarak gecikmiş olan reflü hastalarında tıbbi ve/veya  cerrahi tedaviye cevap yetersiz  olabilir. Mide ve duodenum tümörleri, duodenuma dışardan bası yapabilecek tümörler, peptik striktüre yol açmış   duodenum ülserleri ve şiddetli gastroparezide de tedaviye dirençli inatçı gastroözofagial reflünün bulunabileceği unutulmamalıdır.
 
Reflü materyalinin toksisitesi:
Özefagusa kaçan mide  içeriğindeki  zararlı  faktörler  arasında HCL, pepsin, konjuge  ve  nonkonjuge  safra tuzları,  ve tripsin  gibi pankteatik  enzimler  sayılabilir ancak  bunlar içinde  en  önemlisi  ve  en  zararlı  olanı  HCL  dir. GÖRH da özofajitin şiddeti  özefagusun aside maruz kalma süresi ile doğrudan ilişkilidir. Bu ilişkiye rağmen hastaların ancak  bir bölümünde mide asit sekresyonu artmıştır. Mide asit sekresyonunun çok fazla olduğu Zollinger Ellison sendromunda reflü özofajiti sık görülür. Pepsin  GERH  da  HCL le oluşan  hasarlanmayı  artırıcı  rol  oynamaktadır ancak  bunun ne derece  etkin  olduğu tam olarak  belirlenmiş değildir zira  asit salgilanmasını baskılayan  ilaçlar indirekt olarak  pepsin aktivitesini de  azaltmaktadır.  
Normalde   mide  suyunda  bir miktar safra  tuzu bulunur Genellikle  safra  tuzlarının  mide suyundaki  konsantrasyonu  0.05-0.5mM/L arasında  değişebilen ve toksik  olmayan seviyelerdedir. Özefagus mukozası için sitotoksik olan  seviyeler 5mM/L ve  üzeridir. Bununla  birlikte   toksik  olmayan dozlardaki safra tuzları asidik pH da  özefagus epiteli içinde birikerek  sitotoksik konsantrasyona   ulaşabilirler. Mide ve özefagusda safra asidi ve biluribin  varlığını kalitatif ve kantitatif olarak ölçümüne olanak sağlayan ambulatuar tekniklerin (Bilitec) kullanılmasıyla bu konudaki  bilgiler giderek artmaktadır. Yapılan çalışmalarda reflü materyali içindeki safra asidi miktarı ile özofajitin şiddeti arasında doğru bir ilişki bulunduğu, safra reflüsü belirgin olanlarda striktür ve  Barrett metasplazisi gelişiminin daha sık olduğu anlaşılmıştır.
 
Helicobacter pylori (Hp):
 Duodenum ülserli hastalarda Hp eradikasyonu yapılmasından sonra GÖRH sıklığının arttığını, Barrett metaplazisi gelişen GÖR hastalarında Hp enfeksiyonu sıklığının daha az olduğunu ve  özellikle  batı toplumunda Hp enfeksiyonu sıklığındaki azalmayla birlikte GÖRH insidansının arttığını bildiren yayınlardan sonra midedeki Hp enfeksiyonunun GÖRH na karşı koruyucu bir rolü olabileceği düşünülmeye başlanmıştır. Bugün için bu konuda kesin bir görüş birliği yoktur. Hp enfeksiyonu varlığında mide asidinin uzun süreli olarak baskılanması enfeksiyonun şiddetlenmesine, antrumdan korpusa doğru yayılmasına  ve sonuçta atrofik gastrit gelişimine yol açabileceğinden uzun süreli  tedavi planlanan  GÖR hastalarında bu tedavi öncesinde Hp eradikasyonu yapılması uygun bir yaklaşım gibi görünmektedir. Hp enfeksiyonu ile GÖRH arasındaki olası ilişkiler kısaca  aşağıdaki şekilde sıralanabilir;
 
1- Hp enfeksiyonunun GÖRH gelişimine karşı koruyucu etkileri:
   -Mide asit sekresyonunun azalması; Bakterinin  mide korpusunda  oluşturduğu kronik gastrit sonucunda 
    gelişebilen atrofik gastrit, midedeki M3 reseptör  sayısında azalma, IL-1  sekresyonunda artış vb.
    sebepler )nedeniyle mide asit sekresyonu azalabilir.
   -Mide asidinin  nötralizasyonu; Bakteri tarfından sentezlenen amonyak asidi nötralize ederek intragastrik  pH yı yükseltir.
 
2-Hp enfeksiyonunu GÖRH oluşumunu kolaylaştırıcı etkileri:
   -AÖS istirahat basıncında ve TLESR sıklığında artış; Kardiadaki Hp enfeksiyonu 
   nedeniyle açığa çıkan sitokinler ve prostoglandinlerin  etkisiyle AÖS basıncı 
   azalabileceği   ve TLESR sıklığında artış olabileceği ileri sürülmüştür.
  -Hipergastrinemi ve asit sekresyonunun artması; Aantrum ağırlıklı Hp enfeksiyonu
   sırasında  antrumdaki gastrin salgılayan G hücrelerinin uyarılması ve somatostatin
   salgılayan D hücrelerinin sayı ve   fonksiyonunun azalması mide asit sekresyonunu
   artırabilir. 
  -Mide boşalımında gecikme(?); Hp enfeksiyonu sırasında mide boşalımında gecikme 
   olduğu bazı çalışmalarda gösterilmişse de daha sonra yapılan çalışmalarda bu bulgular
   desteklenmemiştir.
  -Özefagus mukozasında hasarlanma ve mukozanın aside duyarlı hale gelmesi;  Kardia ve
   distal özefagusta kolonize olabilen bakteri tarafından oluşturulan sitotoksinler, fosfolipaz
   ve amonyağın özefagus mukozasını asit etkisine duyarlı hale getirebileceği düşünülmüştür.
 
GÖRH DA  HİSTOPATOLOJİK BULGULAR
 
 Reflü özofajitinin en erken histolojik bulgusu intersellüler aralıkların genişlemesidir ve ancak elektron mikroskopu ile tesbit edilebilir. Bu GÖRH da özefagus epitelinde H+ iyonuna karşı parasellüler geçirgenliğin  arttığını gösteren  bir bulgudur. Işık mikroskopu ile saptanabilen erken bulgular ise bazal hücre hiperplazisi, papillalarda uzama ve hafif eozinofil infiltrasyonudur. Özofajitin şiddeti arttıkça inflamasyonun diğer bulguları olan ödem, polimorf nükleer ve eozinofil hücre infiltrasyonu, vasküler konjesyon, ekstravazasyon,  epitel nekrozu, epitel kaybı  ve ülserasyonlar görülmeye başlar. Eozinofilik hücre infiltrasyonunun belirgin olması (>20 eozinofil/bir büyük büyütme alanı) GÖRH ile aynı semptomları verebilen bir hastalık olan eozinofilik özofajiti düşündürmelidir. Kronik vakalarda ise mononükleer  hücre infiltrasyonu (makrofajlar), fibroblast proliferasyonu dikkati çeken  histolojik bulgulardır.
 
KLİNİK
      
Tipik GÖR hastalarının büyük bir çoğunluğunda hastalığa ait semptomlar  uzun süreden beri var olup genellikle aralıklı bir seyir izler. GÖRH nın klasik semptomları  ‘heartburn’ veye ‘pirozis’ (pyrosis) olarak adlandırılan   ve sternum arkasında duyulan yanma hissi ve daha seyrek olarak görülebilen regürjitasyondur.  Pyrozis genellikle yemek sonrası dönemlerde ve öne eğilmekle veya sırtüstü yatma ile  artar ve antasit alımı ile geçici olarak şiddetini kaybeder. Yemek sonrasında alınan gıdaların mide asidini nötralize etmesi nedeniyle intragastrik pH yükseldiği halde heartburn sıklığının artması düşündürücüdür. Yapılan çalışmalarda yemek sonrasında korpus ve antrumda intragastrik pH yükseldiği halde kardiada bir müddet daha pH nın düşük kaldığı görülmüş (kardiadaki asit cebi)  ve postprandial dönemdeki heartburn artışından bu asit cebindeki asit mide içeriğinin reflüsü sorumlu tutulmuştur. Stresli dönemlerde artabilir. Regürjitasyon postüral karakter gösterebilir. Akalazya veya mekanik obstrüksiyonda görülenin  aksine GÖRH da regürjite olan materyal sindirilmiş gıdalar ve mide asidinden oluşan acı-ekşi tattaki mide muhtevasıdır. Bazı hastalar pyrozisle birlikte  ağızlarının tuzlu ve berrak bir sekresyonla dolduğundan şikayetçi olabilirler. ‘Waterbrash’ olarak adlandırılan bu durumun  özofagusa asit reflüsü sırasında refleks olarak tükrük sekresyonunun artmasından kaynaklandığı kabul edilmektedir. Ağrılı yutma (odinofaji) şiddetli özofajiti olan hastalarda görülebilirse de infeksiyöz özofajitlerde ve ilaçlara bağlı özofajitte daha sık rastlanan bir bulgudur. Yutma zorluğu (Disfaji) GÖRH da seyrek görülen bir bulgudur. Bazen özefagusun motor fonksiyon bozuklukları GÖRH na eşlik edebilir veya GÖR özefagusda spazm vb. motor fonksiyon bozuklukları oluşturabilir. Bu tür hastalarda disfaji hastalığın ilk dönemlerinden itibaren  reflüye eşlik eden bir semptom olabilir. Ancak, uzun süreden beri reflü şikayetleri olan bir hastanın disfajiden şikayetçi olmaya başlaması peptik striktür veya özefagus kanserini akla getirmelidir. Kanama seyrek olarak GÖRH nın ilk bulgusu olabilirse de daha ziyade kronik gizli kan kaybı şeklindedir ve demir eksikliği anemisine yol açabilir.
Bu klasik semptomlar dışında GÖRH da bazı atipik semptomlar da bulunabilir. Atipik semptomlar arasında solunum yollarına ait olanlar ve özellikle astım en sık görülenlerdir. Özellikle pediatrik yaş gurubunda solunum yolarına ait semptomlar daha belirgindir Astımlı bir hastada reflü semptomları olduğunda, astım allerjik bir  nedene bağlanamıyorsa, gece gelen astım krizleri  belirginse  ve hastada klasik astım tedavisine yanıt alınamıyorsa  etyolojide  GÖRH düşünülmelidir. GÖRH nın astıma sebep olmasında başlıca iki mekanizma suçlanmaktadır; Bunlardan mikro aspirasyon teorisine göre özefagusa kaçan reflü materyalinin aspirasyonu sonucunda oluşan irritasyon astım krizlerine sebep olmaktadır. Diğer teori ise   reflü oluştuğunda özefagusdaki irritasyonun refleks yolla embriyolojik olarak özefagus gibi ön barsaktan oluşmuş olan   bronşlarda  spazm ve sekresyon artışına sebep olması ve bu şekilde astım krizini başlatmasıdır. GÖRH  da rastlanabilecek diğer bir atipik semptom da non-kardiak göğüs ağrısıdır (Non-cardiac chest pain). Anjina pektoris tipinde ağrı tanımlayan hastaların %25-30 kadarında göğüs ağrısını açıklayacak bir sebep bulunamaz ve bu hastaların yarısına yakın bir kısmında ağrıdan GÖR veya özefagusun motor fonksiyon bozukluğu sorumludur.
      
   Bugünkü bilgilerimize göre GÖRH nı üç ana guruba ayırmak münkündür; 
       
    1- GÖR hastalarının  yarıdan fazlasında (%60-70) GÖRH semptomları olduğu  halde endoskopide reflü bulguları saptanmaz. Bu tür hastalar endoskopi negatif GÖRH  (non-erosive reflux disease, NERD) veya  semptomatik GÖRH (symptomatic gastroesophageal reflux disease, S-GERD)  olarak adlandırılır. Bu hastalarda pH monitorizasyonu bulguları  patolojik sınırlarda bulunduğunda mikroskopik  eroziv reflü hastalığı’ndan bahsedilir. Noneroziv reflü hastalığında 24 saatlik pH monitorizasyonu bulguları fizyolojik sınırlarda olduğunda  semptom-reflü birlikteliği değerlendirilir. Semptomlar reflü atakları ile uyum gösterdiğinde hasta GÖR hastası olarak kabul edilirken semptom-reflü uyumu olmayan durumlar  fonksiyonel heartburn olarak  kabul edilir.        
   2- Endoskopik bulguları olan eroziv GÖRH (erosive gastroesophageal reflux disease, E-GERD). 
   3 -Distal özefagus mukozasında metaplazik değişikliklerle (Barrett) birlikte olan GÖRH (Metaplazi birlikte olan GÖRH) (M-GERD).  
 
TANI
    
Dikkatle alınan bir anamnezle tipik semptomları olan hastalarda GÖRH tanısı kolaylıkla konulabilir. Hastanın semptomlarının reflüye yönelik bir tedavi ile kısa sürede düzelmesi de teşhisde kullanılabilecek diğer bir yöntemdir (Test terapötik). Atipik semptomlar tanımlayan hastalarda,alarm semptomlarının varlığında (Disfaji, odinofaji, belirgin kilokaybı,kanama,anemi vb.) veya tedaviye yanıt vermeyen hastalarda bazı ilave testlerin seçilerek  uygulanması gerekir .
 
Baryumlu özefagus pasaj grafisinde gastroözofagial reflü, hiatal   herni ve peptik darlık gibi bulgular görülebilir ancak özofajitin   saptanmasında duyarlılığı endoskopiye göre düşüktür. Çift kontrastlı grafiler mukozal hasarlanmanın gösterilmesinde daha duyarlıdır fakat bu yöntem de GÖRH nın ciddi bir komplikasyonu olan Barrett özefagusunu gösteremez. Baryumlu grafi çekimi sırasında reflü görülmesi GÖRH için spesifik bir bulgu değildir ve GÖR hastalarının çoğunda da işlem sırasında reflüyü göstermek mümkün olmamaktadır. Baryumlu incelemenin faydalı bir yanı özefagusun motor fonksiyonu hakkında kısmen de olsa bir fikir verebilmesidir.GÖRH da baryumlu grafide görülebilecek nadir bir bulgu da ‘felinizasyon’ olarak adlandırılan, özefagus lümeninde ince testere dişi görünümündeki halkalanmalardır ve kedi özefagusuna benzediği için bu ad verilmiştir. Sirküler adale tabakasındaki aktivasyona ve hipertrofiye bağlı olduğu düşünülmektedir.
      

Endoskopi özofagus mukozasının direkt olarak görülmesine ve gerektiğinde histopatolojik inceleme için doku örneği alınmasına imkan vermesi nedeniyle GÖRH teşhisinde en sık kullanılan yöntemdir. Semptomatik GÖR hastalarının yarısına yakınında endoskopide özofajit  bulguları olmayabilir, bu taktirde kardioözofagial bileşkenin 3-5 cm proksimalinden biyopsiler   alınarak özefagus mukozasının reflünün erken mikroskopik bulguları yönünden incelenmesi tanıda yardımcı olur. GÖR şikayeti ile başvuran bir  hastada anamnez yeterli olduğunda genellikle tanı amacıyla endoskopi yapılmasına gerek yoktur. Ancak  semptomları 3 yıldan fazla bir süreden beri var olanlarda, 40 yaşın üzerindeki hastalarda , ailesinde özefagus veya mide kanseri bulunanlarda  ve  alarm semptomları varlığında  (Disfaji, kilo kaybı, anemi vb.) endoskopi mutlaka yapılmalıdır. Endoskopide saptanan özofajit şiddetinin derecelendirilmesinde  kullanılmak üzere çeşitli evreleme sistemleri geliştirilmiştir. Savary&Miller (veya Savary&Monnier), Los Angeles, Hetzel&Dent ve MUSE (metaplazi-ülser-striktür-erezyon) sınıflamaları  bunlar arasında sayılabilir. En çok kullanılan Savary-Miller sistemine göre; mukozada hiperemi,ödem veya sadece bir adet longidutinal erezyon ve/veya eksüdatif lezyon (EEL)  varlığında 1°, birbirleri ile birleşmeyen birden çok EEL varlığında 2°, lezyonların  birbirleri ile birleşerek özefagus lümenini çepeçevre sarması halinde 3°, ülser,darlık veya kısa özefagus gibi kronik lezyonların bulunması halinde 4° ve evre 1-4 deki lezyonlara ilave olarak Barrett özefagusunun bulunması halinde de 5° özefajitten bahsedilir.Bazı reflü hastalarında  özofagogastrik bileşkede (skuamokolumnar bileşke) üzerinde  küçük bir erezyon veya ülserasyon bulunabilen 3-4mm çapında sesil polipoid oluşumlar görülebilir ve ‘sentinel fold’   olarak adlandırılır. Malinite ile ilgisi yoktur.

 

Normal  özefagus  ve eroziv özofajit
 
 
GÖRH düşündüren semptomları olduğu halde endoskopide patoloji saptanmayan  hastalarda teşhisde kullanılacak bir sonraki  yöntem uzun süreli (24 veya 48 saat) ambulatuar intraözofagial pH monitorizasyonu dur. Bu yöntemle alt özefagus sfinkterinin 5cm ve 15-20 cm proksimaline yerleştirilen aside duyarlı sensörlerle özefagusun değişik seviyelerindeki pH ölçülerek kaydedilmekte ve daha sonra kompitür progamları vasıtasıyla değerlendirilmektedir. Bu amaçla Johnson&DeMeester tarafından oluşturulan kriterler  kullanılır. Bu  kriterlere göre özefagusun aside maruz kaldığı toplam süre, reflü epizodu sayısı ,5dk dan uzun süren reflü epizodu sayısı, reflü ataklarının gıda alımı ve pozisyonla olan ilişkisi, uyku sırasında oluşan reflü miktarı, reflü-semptom ilişkisi (semptom indeksi) gibi parametrelere bakılarak hastada GÖRH olup olmadığına karar verilir. Normalde özefagus içindeki pH nın 4 veya üzerinde (6-7) olması gerekir ve pH nın 4 ün altına düşmesi reflü epizodu olarak kabul edilir. Normal bir insanda 24 saatlik sürede özefagus içinde pH 4 ün altında geçen toplam sürenin 60dk nın altında olması (24”saatlik toplam sürenin %4 den azı) ve 5dk dan uzun süren reflü epizodunun bulunmaması gerekir. pH monitorizasyonu patolojik reflünün belirlenmesi yanında hastanın  semptomlarının  reflü ile ilgili olup olmadığını göstermesi bakımından da ayrı bir öneme sahiptir. Ayrıca tedaviye cevap vermeyen hastalarda tedavinin etkinliğinin araştırılmasında da kullanılabilir. Uzun süreli ambulatuar pH monitorizasyonu GÖRH teşhisinde gold standart olarak kabul edilmektedir. Bu yöntemle asit reflüsü yanında safra tuzlarına veya bilürübine duyarlı sensörler kullanılarak (Bilitec®) alkalen reflü varlığı da araştırılabilir. Gastroözofagial reflü hastalarının genellikle özefagusun mekanik ve kimyasal (asit) uyarımına karşı  duyarlılıkları azalmış olmakla birlikte   bazı hastalar pH monitorizasyonları normal sınırlarda olduğu halde belirgin ölçüde semptomatik olabilirler.Bu hastalarda uyarı algılama eşiği düşük olup bu durum aşırı duyarlı özefagus (Hipersensitif özefagus- İrritabl özefagus) olarak adlandırılır.Aksine Barrett özefagusu ve striktür gelişen vakalarda uyarı algılama eşiği genelde yüksektir.
      
Sintigrafi (Gastroesophageal scintiscanning) GÖRH nın teşhisinde oldukça nadir olarak başvurulan bir yöntemdir. Radyoaktif madde ile işaretli sıvının bir nazogastrik tüp vasıtasıyla mideye doldurulmasını takiben özefagusa veya akciğerlere kaçışı sintigrafik olarak izlenir.
  < div align="justify"> 

24 saatlik  pH mmonitorizasyonu örneği
 
Bernstein testinde (Asit perfüzyon testi) nazal yoldan orta özefagusa dakikada 1ml hızla 0.1 N HCl verilir ve semptomların ortaya çıkıp çıkmadığı değerlendirilir. Asit perfüzyonu ile ağrı oluşması ve daha sonra bu ağrını serum fizyolojik perfüzyonu ile kaybolması testin pozitif olduğunu gösterir. Testin duyarlılığı ve özgüllüğü %80 civarında olup negatif olması GÖRH olmadığını göstermez. Standart asit reflü testinde hastanın midesine  nsogastrik tüp vasıtasıyla 300ml kadar 0.1N HCl  koyulduktan sonra alt özefagusa yerleştirilen pH sensörü yardımı ile özefagus içinde  pH ölçümü yapılır. pH nın en az 3 kez  4 ün altına düşmesi testin pozitif olduğun gösterir. Günümüzde tercih edilen bir yöntem değildir.
Özefageal manometri GÖRH tanısında rutin olarak kullanılan bir yöntem değildir. Anti reflü cerrahi uygulanacak olan hastalarda cerrahi öncesinde özefagus fonksiyonlarının belirlenmesi bakımından mutlaka yapılması gerekir. Manometride alt özefagus sfinkter basıncının 10mmHg altında seyretmesi ve peristaltik dalga şiddetinin 30mmHg ve altında olması reflü potansiyelini göstermesi bakımından anlamlıdır (inefektif özefagus).  Son yıllarda  pH metrik ve manometrik ölçümleri aynı anda yapabilen ambulatuvar sistemler kullanılmaya başlanmıştır.                                   

AYIRICI TANI

GÖRH nın semptomları infeksiyöz ajanlar, ilaçlar ve kimyasal maddelerle veya radyoterapi sonrasında  oluşan özofajitler, Chron, Behçet veya greft versus host hastalığı gibi diğer başka hastalıklarda oluşabilecek özofajitler, eozinofilik özofajit, peptik ülser, fonksiyonel dispepsi, özefagusun motor fonksiyon bozuklukları, safra kesesi hastalıkları ve angina pektorisle karışabilir. Ayrıntılı ve dikkatli bir anamnez genelde yeterli olmakla birlikte bazı hastalarda endoskopi, ultrasonografi, özefagus manometrisi, eforlu EKG ve koroner anjiografi gibi ilave bazı ilave tetkik yöntemlerin kullanılması gerekebilir.
 
KOMPLİKASYONLAR
      
Peptik striktür hastaların %4-20 sinde (Ortalama %10) görülür. Genellikle kardiyoözofagial bileşkede veya özefagusun 1/3 alt kısmında oluşur. Peptik striktürün başlıca semptomu progresiv karakterde olan disfajidir ancak özefagusun çapı 12mm nin altına inmedikçe semptom vermez. Özefagus pasaj grafisi ve  endoskopi  ile tanı koyulur. Ayırıcı tanıda distal özefagus veya kardia tümörleri düşünülmelidir. Medikal tedaviyle ödem ve inflamasyonun düzeltilmesinden sonra endoskopik balon dilatasyonu denedir. Bu tedaviye cevap vermeyen vakalarda cerrahi tedavi uygulanır. GÖR hastalarının %5 den az bir kısmında distal özefagusdaki özofajite ilave olarak bazen şiddetli kanamalara yol açabilen derin ülserler  oluşabilir (Wolf ülserleri). Perforasyon oldukça nadirdir (<%1). Bu ülserler genellikle tıbbi tedavi ile düzelirler. GÖRH daki kanama daha çok gizli kan kaybı şeklindedir ve özellikle yaşlı hastalarda kronik demir eksikliği anemisi sık olarak görülür. GÖRH Kronik larenjit, astım, aspirasyon pnömonisi, atelektazi ve bronşiektazi gibi özefagus dışı komplikasyonlara yol açabilir ve bu durum tıbbi tedaviye cevap vermeyen hastalarda cerrahi tedavi için  bir endikasyon oluşturur. 

       

Kronik reflü sonrasında özefagusta olşuşan darlığın radyolojik görünümü
 

Kronik reflü sonrasında özefagusta oluşan darlığın endoskopik görünümü
 
 
GÖRH nın şüphesiz  ciddi  ve sessiz bir komplikasyonu prekanseröz bir hastalık olan Barrett metaplazisinin gelişmesidir. Bilindiği gibi distal özefagusdaki strafiye skuamöz epitelin yerini metaplazik kolumnar epitelin alması Barrett özefagusu olarak adlandırılır ve genellikle uzun süren GÖRH sonucudur.  Uzun süreli aside maruz kalma sonucunda kolumnar epitel metaplazisinin gelişmesi aslında özefagus epitelin zararlı etkenden korunmasına yönelik bir adaptasyon mekanizması gibi görünmektedir. Bu metaplazik hücrelerin nereden geldiği sorusu halen cevaplanmış olmamakla birlikte mukozada bulunabilecek kök hücrelerden (puluripotent stem cell) kaynaklanabileceği düşünülmektedir.  Genel olarak endoskopi yapılanlarda  Barrett metaplazisine rastlanma sıklığı  %0.5-1, GÖRH nedeniyle endoskopi yapılanlarda rastlanma sıklığı %5-20 (ortalama %11) dir. Özefagusda peptik striktür varlığında bu oran %50 ye çıkabilir. Özefagusa safra reflüsü varlığında da Barrett metaplazisi daha sık görülmektedir. Barrett özefagusu her yaşta görülebilmesine rağmen 40 yaş sonrasında görülme sıklığı artar. Batı toplumunda görülme sıklığı giderek artmaktadır. Barrett özefagusundaki metaplazik kolumnar epitelin üç tipi tanımlanmıştır;
 
1- Kavşak tipi (junctional type) olarak adlandırılan ve kardia benzeri hücreler (Kardia tipi),
2- Mide fundusu epiteli benzeri hücreler  (Fundik tip),
3- Paneth ve goblet hücreleri varlığı gösteren  barsak tipi epitel (İntestinal tip).
 
 
Özefagusdaki metaplazik epitel 3 cm den kısa bir segmenti tuttuğunda  kısa segment Barrett (short segment Barrett), 3cm den uzun bir segmenti tuttuğunda ise uzun segment Barrett metaplazisinden (long segment Barrett) bahsedilir. Kısa segment Barrett metaplazisi genel olarak endoskopi yapılan insanların %12-16 ınde görüldüğünden GÖRH ile ilişkisi tartışmalıdır. Bazı hastalarda metaplazik segmentin uzunluğu yılda 0.5-1.5 cm kadar uzama gösterebilir. Endoskopide  Barrett özefagusu olan hastalarda adenokarsinom prevalansı %10, yıllık adenokarsinom gelişme insidensi 1/450 – 1/50 arasındadır ki bu oran adenokarsinom gelişme riskinin Barrett özefaguslu hastalarda genel popülasyona göre 30 ila 50 kat daha fazla olduğunu göstermektedir. Kanser gelişimi özellikle intestinal tipte metaplazide belirgindir. Uzun segment Barrett tutulumu olan, alkol ve sigara kullanan yaşlı ve erkek hastalarda adenokarsinom gelişme riski artmıştır. Barrett epitelinden adenokanser gelişimi intestinal metaplazi-displazi ve insitu kanser evrelerini takiben gelişir. Displazi şiddetine göre düşük veya yüksek dereceli (low grade dysplasia-LGD- ve high grade dysplasia-HGD-) ve kesinlik kazanmayan  dispalazi (indefinite dysplasia) olmak üzere üç guruba ayrılır. Barrett metaplazisi olan hastaların 1/3 inde LGD,  %2-5 inde de HGD ye rastlanır.  Barrett epitelinde kansere dönüşümün erken dönemde tesbit edilmesine yönelik çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. 17. kromozomun kısa kolunda bulunan (17p) p53 geni mutasyonu ve sitometrik yöntemlerle saptanan anöploidi bu amaçla kullanılan yöntemlerdir. Bu değişiklikler  displazinin histolojik bulgularından önce ortaya çıkarlar ve kanser gelişiminin erken dönemde saptamasında yardımcı olurlar. Dokuda ornitin dekarboksilaz aktivitesi, CEA, mukus yapısındaki anormallikler, c-Ha-ras, c-erb-B gibi onkogenlerin aktivasyonu, hücre büyümesini,bölünmesini ve apoptozu düzenleyen proteinlerdeki değişiklikler (EGF,TGF-alfa, COX-2 vb.) kansere dönüşümü erken dönemde gösterilmesinde kullanılabilen diğer yöntemlerdir. 
 

Barrett  özefagusu nun endoskopik görünümü
 
 
TEDAVİ
     
GÖRH da tedavinin amacı; semptomların kontrol altına alınması, özofajitin iyileştirilmesi, komplikasyonların önlenmesi ve sağlanan remisyonun idamesidir. Hastalığın seyri değişik olabileceğinden  her hastada farklı bir yaklaşım gerekir. Şikayetleri seyrek ve hafif olan vakalarda sadece antasit tedavisi yeterli olurken daha şiddetli vakalarda mide asit sekresyonunu baskılamaya yönelik tedavilere  gerek duyulur. GÖRH kronik seyirli veya  nükslerle giden bir hastalık olduğundan ilaç tedavisi ile birlikte hastaların yaşam tarzlarında yapabilecekleri bazı basit değişiklikler yönünden  aydınlatılmaları gerekir (Yatak başının  14 cm kadar yükseltilmesi, reflüye yol açabilecek gıdalardan sakınılması, yatmadan önce yemek yenmemesi, aşırı kiloların verilmesi, sigara ve alkol tüketilmemesi vb.)
Antasitler  hızlı bir semptomatik düzelme sağlamakla birlikte genellikle bol miktarda ve sık aralıklarla kullanılmaları gerekir. Antasitlerin hafif GÖR vakalarında tek başlarına veya diğer tedavilere yardımcı olarak kullanılması tavsiye edilebilir. Hafif vakalarda ve gastrointestinal sistemden absorbe edilmediği için özellikle gebelerde kullanılabilecek diğer bir ilaç aljinik asittir (Na-alginate-Gaviscon®). Aljinik asit tükürükteki bikarbonat ile reaksiyona girerek visköz bir solüsyona dönüşür ve mide içeriği üzerinde bir tabaka oluşturur. Böylece reflü anında  mide içeriğinin özefagusa geçmesine bir dereceye kadar engel olur. Özellikle gebelerdeki reflünün semptomatik tedavisinde yararlı olmaktadır. 
       
Mide asit sekresyonunun baskılanması GÖRH tedavisinde en önemli basmaklardan biridir. Bu amaçla hafif ve orta şiddetteki GÖR vakalarının  tedavisinde tercih edilebilecek ilaç gurubu H2 reseptör blokerleridir (Ranitidin,famotidin, nizatidin, roxatidin vb.). Duodenum ülseri tedavisinde H2 reseptör blokerleri gece yatmadan alınan tek dozda yeterli olurken GÖRH tedavisinde günde iki doz halinde ve daha yüksek miktarlarda kullanılması  tavsiye edilmelidir (Ranitidin 2-3x150mg,Famotidin 2x40mg, Roksatidin 2x75mg. gibi). Uzun süreli kullanımda tolerans gelişebilir.          Hafif ve orta şiddetteki GÖRH da H2 resptör blokerlerine yardımcı olarak kullanılabilecek diğer bir ilaç gurubu prokinetiklerdir. Prokinetikler alt özefagus sfinkter (AÖS) basıncını artırarak, özefagusda peristaltik aktiviyeyi kuvvetlendirerek ve mide  boşalımını hızlandırarak GÖR nün azalmasına katkıda bulunurlar. Metoklopramid, domperidon ve  sisaprid bu amaçla kullanılabilecek ilaçlardır. Metoklopramid merkezi sinir sistemine (MSS) ne geçebildiğinden halsizlik,baş dönmesi, konfüzyon ve parkinson benzeri bir tablo oluşturabileceğinden uzun süreli kullanım için uygun değildir. Domperidon MSS ne çok daha az miktarlarda geçtiğinden bu tür yan etkiler görülmez ancak hiperprolaktinemi yapabileceği unutulmamalıdır. Prokinetik ajanlar arasında AÖS basıncı ve özefagus peristaltizmi üzerinde en etkili olanı sisaprittir ancak QT mesafesini uzatarak ventriküler aritmilere (torsades de pointes) yol açabildiğinden kullanımdan kaldırılmıştır. Özellikle makrolid gurubu antibiyotikler ve ketokonazolle birlikte kullanıldığında toksisitesi artmaktadır. Prokinetik ilaçlardan hiçbiri yalnız başlarına kullanıldıklarında distal özefagusdaki patolojik asit miktarını (pH 4 ün altında geçen süre) etkileyemediklerinden GÖRH nın tedavisinde tekbaşlarına kullanımları fayda sağlamamakta ve H2 reseptör blokerleri ile birlikte kullanıılmaları tavsiye edilmektedir.
     
Orta ve şiddetli GÖRH da kullanılması gereken ilaç gurubu ise proton pompası inhibitörleridir (PPI). (Omeprazol, lansoprazol, pantoprazol, rabeprazol, esomeprazol vb.). Bu ilaçlar mide asit sekresyonunu güçlü bir şekilde (>%85) baskılarlar ve 8-10 haftalık bir tedavi sonrasında hastaların %83-95 inde iyileşme elde edilir. Aynı süre içinde H2 reseptör blokerleri kullanılması durumunda hastaların ancak %45-60 ında iyileşme sağlanmaktadır. Bazı hastalar yüksek doz (Günde 2 doz) PPI tedavisine cevap vermeyebilirler. PPI leri yemek sonrasında uyarılmış asit sekresyonunu baskıladıkları halde H2 reseptör blokerleri daha çok açlık asit sekresyonunu baskılarlar ve gece yatmadan önce verilecek bir H2 reseptör blokeri (40mg Famotidin gibi) semptomları gece gelen hastalarda fayda sağlayabilir. Buna rağmen hala düzelmeyen hastalarda tedavi altında 24 saatlik pH monitorizasyonu yapılmalıdır. İlaç kullandığı halde pH monitorizasyonunda asit reflüsü bulguları olan hastalar Zollinger Ellison sendromu yönünden araştırılmalı ve gerekirse cerrahi tedavi uygulanmalıdır. pH monitorizasyonu normal bulunduğunda  ilaçlara veya  enfeksiyöz ajanlara bağlı özofajit, eozinofilik özofajit, özofagusun motilite bozuklukları ve viseral hipersensitivite sendromu gibi diğer hastalıklar akla gelmelidir.
      
GÖRH tedavisinde  önemli bir nokta  tedavi kesildikten sonra hastaların büyük bir çoğunluğunda nüks görülmesidir. 8-12 haftalık PPI tedavisinin kesilmesinden sonra   hastaların %50 sinde 3 ay içinde , %80 ninde de 6 ay içinde semptomlar tekrarlamaktadır. Bu nedenle hastaların çoğunda değişik yoğunlukda idame tedavisi gerekmektedir. İdame tedavisinde H2 reseptör blokerleri  kullanılabilirse de birçok hastada  PPI lerinin kullanılmasına gerek duyulur. Prokinetik ajanların tedaviye ilave edilmesi nüks oranını azaltmamaktadır. GÖRH da tedavinin birden bire değil ilaç dozunun giderek azaltılarak ve PPI den H2 reseptör blokerlerine geçilerek en az 2 aylık bir sürede kesilmesi tavsiye edilir. Uzun süreli PPI kullanımının oluşturduğu hipoklorhidri midede aşırı bakteri çoğalmasına, B12 vitamini ve demir emiliminin bozulmasına, H.pylori ile oluşan gastritin şiddetlenmesine sebep olabileceği gibi hipoklorhidrinin uyardığı aşırı gastrin sekresyonu da mide fundusunda polip oluşumuna, kolorektal polip (ve karsinom?) oluşumunun kolaylaşmasına, parietal hücre hiperplazisine ve ECL (Enterocromaffin like cells) hücre hiperplazisi ve/veya  gastrik karsinoid oluşumuna  yol açabilir. İnsanlarda en az 10 yıl süre ile  PPI kullanımına bağlı karsinoid tümör veya kolorektal kanser gelişimi bildirilmemiştir. Son yıllarda GÖRH nın idame tedavisinde  hastaların belirli aralıklarla veya ihtiyaç duydukları zamanlarda (on demand) PPI kullanması şeklinde bir yaklaşımla iyi sonuçlar alınabileceği bildirilmektedir.
    
Asit pH (pH<4) Barrett epitelinde hücre proliferasyonunu belirgin ölçüde uyardığından kuvvetli asit supresyonu Barrett özefagusunda tedavinin temelini oluşturur. Barrett özefagusu olan hastalarda metaplazik epitelden alınan biyopsilerin sonucuna göre bir takip ve tedavi şekli uygulanır. Meteplazik epitelden  2 cm ara ile ve her dört kadrandan olmak üzere toplam 8 adet biyopsi alınmalıdır. Histopatolojik incelemede displazi yoksa hastanın PPI tedavisi ile 2-3  yılda bir endoskopik kontrolü yeterlidir. Hafif derecede displazi saptanan hastalarda PPI tedavisi altındayken ikinci endoskopi ilk yıl 6 ay ara ile  tekrarlanmalı ve yine hafif displazi saptanması halinde hasta 1 yıl ara ile endoskopik kontorollere çağırılmalıdır. Ağır derece displazi  saptanan hastalarda yoğun medikal tedavi sonrasındaki 3. ayda  endoskopi tekerarlanmalı ve patolojik tanı başka bir patolog tarafından da doğrulandıktan sonra özefagus rezeksiyonu uygulanmalıdır. Bazı merkezler bu hastaların yüksek doz PPI tedavisi altına alınarak 3 aylık aralıklarla endoskopik kontrolünü tavsiye etmektedir. Ağır displazi PPI tedavisi sonrasında nadiren gerileyebilir. Ağır displazi saptanan hastaların 1/3 inde tanı anında özefagusta zaten invaziv kanser bulunduğu gösterilmiştir. Rezeksiyonun mortalitesi %4-10 arasındadır. Cerrahiye kontrendikasyon teşkil eden durumların varlığında endoskopik mukozektomi, termal enerji  (Lazer, multipolar elektrokoagülasyon, argon plazma koagülasyon ) ve  fotodinamik tedavi   yöntemleri denenebilir. Bunlar arasına en sık kullanılanlar  fotodinamik tedavi yöntemleridir. Bu amaçla hastaya  ‘hem’ biyosentezinde rol oynayan bir madde olan  5-aminolevulinic acid (5-ALA)  veya bir hematoporfirin karışımı olan porfimer sodyum verildikten 4-6 saat sonra metaplazik epitele endoskopik olarak uygulanan laser daha önce  epitelde biriken 5-ALA veya porfirini toksik forma dönüştürerek hücre ölümüne yol açar. Bu yöntemlerde başarı oranları %40 ile %90 arasında değişebilen oranlarda bildirilmekle birlikte mortalite %5-8, morbidite ise %25 civarında olup striktür (%50), mediastinit,atrial fibrilasyon, perforasyon, plörezi, ciltte fotosensitivite gibi ciddi yan etkiler görülebilmektedir. Son yıllarda Barrett özefagusu tedavisinde umut verici görünen  bir tedavi şekli de sekelektif siklooksijenaz inhibitörlerinin kullanımıdır (COX-2). Kolon poliplerinde  ve kolon,özefagus gibi bazı kanser türlerinde olduğu gibi  Barrett epiteli hücreleri de  aşırı miktarda COX-2  oluştururlar. Hayvan ve insanlar üzerinde yapılan çalışmalarda  refecoxib veya cefecoxib gibi selektif COX-2 inhibitörlerinin kullanılması ile Barrett epitelinde hücre proliferasyonunun, displazi gelişiminin  ve kansere dönüşümün yavaşlatılabileceği veya önlenebileceği yönünde umut verici sonuçlar alınmaktadır. 
         

     Mide parietel hücresinde asit salgılanmasını baskılayıcı ilaçların etki mekanizması
 
 
GÖRH DA ENDOSKOPİK TEDAVİ:
 
Son yıllarda GÖRH nın tedavisinde bazı  endoskopik tedavi yöntemleri kullanılmaya başlanmıştır. Tamamlanmış ve sürmekte olan çalışmalardan alınan erken sonuçlar yüz güldürücü olmakla birlikte halen daha bu yöntemlerin etkinlikleri kesin olarak kanıtlanmış değildir.

1- EndoCinch (Endoskopik gastroplasti): Endoskopik yöntemle özofagogastrik bileşkeye bir çeşit dikiş koyularak bu bölgenin kese ağzı şeklinde büzülmesi ve mukozada ilave kıvrımlar oluşturulmasına  yönelik bir tedavi şeklidir. Tedavi sonrasındaki  2.yılda hastaların %25 inin   ilaç kullanımını tamamiyle bıraktıkları, %30 unun kullandıkları ilaç dozunu yarıdan fazla bir oranda azalttıkları, hastaların %45 inde tam dozda medikal  tedaviye ihtiyaç duyulduğu bildirilmiştir.

2- Radyofrekans enerji (Stretta yöntemi): Endoskopi sırasında gastroözofagial bileşke seviyesine yerleştirilen bir cihazla radyofrekans enerji verilmesi suretiyle dokuda kollajen birikimi ve kollajen  kontraksiyonuna yol açarak zamanla AÖS basıncının artırılmasına yönelik bir tedavi şeklidir. Bu  tedaviden sonra hastaların ortalama % 70 inin  ilaç kullanımına gerek duymadıkları veya sadece  ihtiyaç hissettiklerinde ilaç kullandıkları  tesbit edilirken  perforasyon ve işlem sırasındaki  aspirasyona bağlı  ölüm bildirilmiştir.

 3- Alt özefagus sfinkterinin güçlendirilmesi:  AÖS bölgesine  pleksiglas mikrosfer veya  etilen vinilalkol polimer (Enteryx)  partikülleri gibi bazı maddelerin enjekte edilmesiyle sfinkter  mekanizmasının güçlendirilmesine  yönelik bir tedavi yöntemidir. Enteryx tedavisinden sonraki 2.yılda hastaların %75 inin tedaviyi bıraktıkları veya ilaç dozunu azalttıkları bildirilmiştir.
 
GÖRH DA CERRAHİ TEDAVİ
 
Medikal tedaviye rağmen GÖR hastalarının yaklaşık %10 kadarında cerrahi tedaviye gerek duyulur. Medikal tedaviye yanıt vermeyen şiddetli özofajit, hemorajik özofajit, veya solunum sistemine ait  semptomların varlığı cerrahi tedavi gerektirir. GÖRH ile birlikte hitaus hernisi olan genç ve orta yaşlı hastalarda devamlı ilaç kullanım gereksinimi göz önünde bulundurularak cerrahi tedavi önerilebilir. Barrett özefagusu displazi gelişmedikçe tek başına cerrahi tedavi için bir endikasyon oluşturmaz. Endoskopik dilatasyona yanıt vermeyen peptik darlıklar cerrahi olarak tedavi edilmelidir. Son birkaç yıldan beri  laparoskopik fundoplikasyon teknikleri klasik açık ameliyetlara tercih edilmeye ve çok iyi neticeler alınmaya başlanmıştır.
 
GÖRH VE GEBELİK
 
Gebelik GÖRH nın en sık görüldüğü predispozan sebeplerden biridir. Gebe kadınların %25 inde  hergün en az bir kez heartburn olmaktadır. Gebelikte reflü tanımlayan hastaların ancak %20-25 inin gebelik öncesinde reflü şikayeti olduğu anlaşılmıştır. Reflü sıklığı ve şiddeti gestasyonel peryodla artar (1.trimestrde %22, 2.trimestrde %39, 3.trimestrde %72) ve gebelik sonrasındaki günler içinde  normale döner.  Hastaların %50 si 1. trimestrde, %40 ı da 2.trimestrde semptomatik hale gelirler. Gebelik sırasında oluşan hormonal değişiklikler nedeniyle (progesteron) AÖS basıncı azalmakta ve bu azalma gebelik süresi ilerledikçe daha belirgin hale gelmektedir. Ayrıca büyüyen uterus nedeniyle karın içi basıncın artışı da reflü oluşumuna katkıda bulunan bir faktördür. Anemnez çoğu kez tanı için yeterlidir. Endoskopi ve pH monitorizasyonu gebelerde güvenle kullanılabilecek yöntemlerdir. Endoskopi sırasında sistemik premedikasyonda kullanılan opioidler fetusa zararlı olabileceğinden lokal anestezi ile yetinilmelidir. Radyolojik yöntemlerin kullanılması kontrendikedir. Gebelikte GÖRH tedavisi genel popülasyondan farklıdır. Hastaların %25-40 ında yaşam tarzında ve diyette yapılan değişikliklerle yeterli sonuç alınabilir (Bkz. GÖRH tedavisi). Bu tür önlemlerle yeterli fayda elde edilemeyenlerde bazı antasitler, aljinik asit (Gaviscon) ve sucralfate tedavide kullanılabilecek  ilaçlardır. Sodyum içeren antasitler sıvı yüklenmesine, aleminyumlu antasitler fetal toksisiteye yol açabilirler. Gebeliğin son döneminde kullanılacak magnezyumlu antasitler doğumu yavaşlatabilirler. Hastaların %50-80 ninde aljinik asit, sucralfat ve antasitlerle veye bunların kombinasyonları şeklinde uygulanacak bir tedavi ile iyi sonuç alınmaktadır. Gebelerde H2 reseptör blokerlerinin güvenli olduğuna dair kesin veriler olmadığından bu ilaçların Gebelik süresince kullanılması tavsiye edilmez. Nizatidin’in hayvan deneylerinde fetusa toksik etkisi olduğu gösterilmiştir. PPI lerinin gebelik sırasında  kullanımının güvenli olup olmadığı henüz tam olarak bilinmediğinden çok gerekmedikçe kullanılmamalıdır. Prokinetik ajanlar uterus kontraksiyonlarına yol açabilirler ve fetusa toksik etki gösterebilirler. Amerikan ilaç kullanım dairesi  (FDA- Food and drug administration) tarafından gebelikte ilaç kullanımının daha güvenli hale getirmek amacıyla  hazırlanan bir sınıflama aşağıda verilmiştir;
 
A gurubu ilaçlar: İnsanda yapılan kontrollü çalışmaların sonuçlarına göre fötal risk yok
B1 gurubu ilaçlar: Hayvan deneylerinde fötal risk yok ancak insanlarda yapılan çalışmalar yetersiz
B2 gurubu ilaçalar: Hayvandeneylerinde fötal risk bulguları var, insanlardaki bulgular yetersiz
C1 gurubu ilaçalar: Hayvan deneylerinde fötusa toksik etki saptanmış, insanlar üzerinde yeterli çalışma yok
C2 gurubu ilaçlar: Hayvan ve insanlar üzerinde yapılan çalışma yok
D gurubu ilaçlar: İnsanlarda kullanımı doğumsal defekt oluşturduğu saptanmış olan ilaçlar
X gurubu ilaçlar: İnsan ve hayvanlarda fötal anomali yaptığı kesin olarak bilinen ilaçlar.

Sorularınız  için;
Prof.Dr.Ahmet Dobrucalı
  [ Geri ]


İletişim
    Reklam     Yardım     Sitemap    
LİMONSS BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ
KUŞDİLİ CADDESİ EFES İŞHANI KAT.4/190 KADIKÖY / İSTANBUL
Telefon: 0 216 449 55 57 - 330 43 52
E-mail: info@limonss.com

NETWORK :
Tüm Hakları Saklıdır limonss.com
Gootoo.Net Ağının Bir Üyesidir
web sitesi sayfalarımız  kez ziyaret edilmiştir.
eXTReMe Tracker